Anasayfa İletişim Üye Ol
 
lavaracı radyo
 
 
Lavaracı Radyo Kapalı
  yayın akışı               istek formu
 
 
şiirler
 
 
PRATYAHARA
zehra serra hacer baş
bissürüşeyşiiri
A.Y Borke
Denizler Yandı Tanrım
Tahsin Özmen
TUTSAK ŞİİR
Dursun Özden
bozulmuş şeylerin insanı
A.Y Borke
L/eş
Sezen Akoluk
6 Mayıs şiiri
Dursun Özden
draje.
A.Y Borke
Bilmez onlar
Hüseyin Zengin
GECE
Muhsin Salman
külden merdivenler üst...
A.Y Borke
Tutulum
zehra serra hacer baş
Sohbet-i Aşıkane
Çetin Özdemir
geçici şeyler şahikası
A.Y Borke
BADEM LEME
Muhsin Salman
 
 
facebook
 
 
 
 
lavaracı yazarlar
 
Bekilli’nin meşhur Küp Vişne Şarabı’nın 1962 yılındaki icat öyküsü

Şapkacı Hasan (babam) şu andaki evimizi, bağların arasına 1957 yılında yapmıştı. Arka taraftaki, üstü kiremitli, kerpiçle çevrili barakanın bir kenarında keçimiz, ortada yufka ve toprak haranıda (tencere) yemek pişirilen ekmek evi, batı köşesinde de “hela” vardı.  Ekmek evinde anamın halı ağacı, odunlar, bağ çubukları yani Bekilli deyimi ile “gübürt ve ayın oyun ” vardı. Ekmek evine bitişik ufak kümesde de bir Denizli horozu ve birkaç tavuk beslerdik. Keçi ve tavukların bakımı benim ve ablamın görevi idi.
Evin bahçesinde türlü çeşit güller, üzüm bağları, şeftali, armut, elma, kiraz ve vişne ağaçları vardı. İkinci katın pencerelerinden üzüm ve meyva koparabiliyorduk. Evin önünde halen duran çam ağaçlardan birini Efendi Kümesinin ağaçlandırılmasında çalıştırılan ablam orta okulda iken; öbürünü de Zıntı’daki seferberliğe katılan bendeniz ilk okulda iken dikmiştik. Artık çamlar hariç bahçe kalmadı, şimdiki şaraphane evin etrafını betonla çevirdi. Anam bahçeden topladığı vişnelerin suyunu sıkar, cam şişeye doldurur, alt odadaki pencerenin kenarında bekletip vişne şurubu yapardı. Elmalardan reçel, domates ve biberlerden de turşu yapardı. O zamanlar bağ ve bahçemiz de yoktu, ve tam rencber kızı olan anam esnaf karısı olmayı bir türlü içine sindiremeyip babamdan gizli Uruz Bey mevkisinde dört dönüm çorak tarla almıştı.


“Çocukla ellerin gızanlarından darıya (mısır), düğleğe (kavun), hıyara (salatalık) hevesleniyor, içim gidiyo da ondan aldım!”
diye bizi babama karsi siper edinmisti.  O yıllarda buzdolabı, bütan gazlı ocak, modern tuvalet yoktu Bekilli’de. Sebzeler ve pişirilmiş etli yağlar sıcağın en az işlediği sergen dediğimiz, fare kapanlarıyla korunan tahta kilerlerde tutulurdu.
1962 yılı yazında bendeniz ilk okul ikinci sınıfı bitirip mahalledeki çocuklarla çember, çaputdan yaptıgımız top, celik – çomak, ve cam sırçalarla çağala (zerdalı çekirdeği) kumar oyunları ile meşguldüm. Mühtülerin Süleymanların çatısına da Tommiks ve Teksasları zula etmiştik, gizlice okuyup batı edebiyatina “açılım” yapıyorduk. Komşumuz Cırıklardan, karısı cadı fakat kendisi oldukça ağır başlı ve efendi olan Lütfü dede vefat etti. Anadolu’da adettir, vefatdan kırk gün sonra Mevlüt okutulur. Komşu hanımlar Mevlüt okuyan hocalar ve ziyaretçilere ayranlar, serbetler ve çaylar sunarlar. Lütfü Dedenin mevludunda, o zamanki Bekilli’nın nefesi kuvvetli meşhur hocalarından Mehmet Ali Hoca, Kuş Hoca, Bapırlı Hoca, Yarım Deli Hoca, Yumru Hafız ve onlara katılan Aballardan terzi Hacı Amca yürekleri dağlayacak kadar yanık sesleriyle Kuran’dan ayetler, Mevlena’dan ezgiler okuyup dinleyicileri gözyaşlarına gark ediyorlardı. Bizler de caddede oyun çevirip, çocuklara verilecek şeker ve leblebileri bekliyorduk.
Anam pencerede beklettiği vişne şurubunu toprak testideki soğuk su ile karıştırıp hocalara vişne serbeti olarak taşımaktaydı. Vişne serbeti ile ses tellerini yağlayan hocalar daha da coşup, duaları gazel çekme seviyesine yükselterek, ışıldamaya  başlayan gözlerle:
“Haccanım Gızım, bek hoş geldi, ciğerimizi hem soğuttu bu Temmuz ıscağında, hem de girtlağımızı yagladi bu şerbet. Daha  va mı?”
dedikçe anam bizim bir yılda tüketeceğimiz vişne şurubunu hocalara taşımıs. Son damlasını hocalara vermeden.


“Cavırın (Bekilli’cedeki anlamı: yaman, akıllı, kurnaz) hocaları, hepisini gurutmadan bi dadına bakıverim, bi kupa da Şapkacıya ayırayım!”
diyerekten onlemini almış. Şerbetin tadını hiç beğenmeyen anam:
“Acı bir şey, hocalar nesini begendi bunun?”
diye söylenmiş. Hocalar neşeli bir şekilde bizim Vişne şurubunun dibini, Mevludun da sonunu bulmuşlar.
Babam şapkacı dükkanından geldiğinde anamın ilk işi hocaları gammazlamak olmuş:
“Len adam, gurduğum vişne şurubundan aha bu kupa galdı. Ben datdım, acımış geldi benim dilime, emme hocalar hepsini içtiler, bize bir şey gomadılar!”
Sivri zekalı, icatcı Abalların en küçük oğlu Şapkacı Hasan vişne şurubunu tattığı gibi zıplamış havaya.
“Yaşşa hanım, sen yeni bir şarap çeşidi icat etmişsin bilmeden. Pencereye koyduğun vişne suyu fermente olup, şaraplaşmış. Bize yeni ekmek kapısı doğdu, zaten şapka giyen de galmadı hemen hemen!”
Babam 1965 de ekmek evimizi yıkıp yerine şimdiki şaraphaneyi kurdu. Önce Vişneden kekre şarap yaptı, pek tutmadı ve sonra icat şimdiki meşhur Vişne Mistel’ine terfi  ettirildi.
Türkiye’de bir ilk olan Vişne şarabımızın icadını anam yaptı. İlk tadımını yapanlar da Bekilli’nın namlı, şöhretli ve de imani büsbütün rahmetli imamları idi.

6 Haziran 2010, Vancouver, Kanada

Not: Küp Şaraplarının kuruluş tarihi 1959 diye geçer. Halbuki o tarihte babam pekmez için ezdiğimiz üzümlerden beş ton şarap yapmıştı sadece. İçemediği kadarını Çakır Mustafa Amcaya satmıştı. Ondan sonra tavukçuluk, ağda pekmezcilik yaptık. Gerçek şarapçılık 1965 de başlamıştır. Bekillilerin ürettiği “Haziranın yılanı Abalların yalanı” atasözü boş yere icat edilmemiş...


Yusuf Altıntaş
29.9.2010 20:29:19
Facebook Paylaş
 
  
 
lavaracı yazarlar
 
Son 5 yorum
4 yorum yapıldı 
#4   Yusuf Altıntaş 2.10.2010 10:47:11
 Sağolun be dostlar. Ölümsüz insanı da toprağa verdiniz, hem de bensiz.
Yusuf Altıntaş (Şapkacının böyük oğlu)
#3   Tuncer Mankır 1.10.2010 23:04:14
 Saygıdeğer Hasan Amcam...
Bizlere ilham olan, yaşamımıza ışık tutan kişiliğinle hatırlayacağız seni…
Şarabının insanlığa verdiği keyiften daha fazla huzurlu ve mutlu olmanı dilerim…
#2   Hasan Çamlı 1.10.2010 14:26:01
 adaşım, yoldaşım, allahın bacanağı ;baba erenler hasan amca yitmediki sadece toprakla bütünleşti. olması gerekeni yaşadı. ölümün bir gerçeklilik olduğunu bilendi erenler. doğaya geri döndü... toprağın bol olsun adaşım hasan amca....
#1   Nurdan Ünsal 30.9.2010 23:32:44
 Şapkacı Hasan amcaya allahtan rahmet, Altıntaş ailesine başsağlığı diliyorum. Nurlar içinde yatsın.

Nurdan Ünsal
 
 
köşe yazıları
 
 
Kendi halkıyla mücadel...
Levent Gültekin
PRATYAHARA
zehra serra hacer baş
Fidel Uçtu...
Dursun Özden
Fidel 90 yaşında
Dursun Özden
SERBEST BIRAKILANLAR Ü...
Ertuğrul Erdoğan
Kadınlar ''D...
Ertuğrul Erdoğan
Bakış ve Ses
zehra serra hacer baş
Bir Kumpanyanın Hikayesi
Ertuğrul Erdoğan
 
 
sayaç
 
 
Online Ziyaretçi: 3
Bugünkü Ziyaretçiler:283
Dünkü Ziyaretçiler:336
Sitemizi bugüne kadar
1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi 1436293 Ziyaretçi
Kişi ziyaret etmiştir
 

 
Destek Ver - Reklam Ver
© 2009 lavaraci.com
Kullanım Koşulları
Tasarım : Savaş Serter